Halid Altuner

Bir Geliştiricinin Güncesi

Archive for the ‘40 Gram Duygusal’ Category

Bağrım yanıyor, içim sıkılıyor…

leave a comment

Bağrım yanıyor, içim sıkılıyor… Derdime çare olacak dermanı aramaktan sıkıldım, derdimin adını dahi bilmiyorum.

Akıl hocalarına dayak atıyorum, birisi gelip kurtarsın diye bağırmaktan sesim kısıldı…

Çok uzun zaman önce “Bitkin, bıkkın ve sıkkın” kelimelerini görmüştüm.

Ancak şimdi kendim için yakıştırdığım vakitteyim…

Vakitten dahi haberim yok, neye ve kime göre hangi yıldayım?

Ağrılar, sızılar ve vicdan azabı…

Written by Halid ALTUNER

Ağustos 27th, 2009 at 12:48 am

Posted in 40 Gram Duygusal

Tagged with

Hayat Bu İşte

2 comments

İstanbul’u, içimdeki duygu ve düşünceleri, beklentilerimi ve beklentilerim karşısında bulduklarımı ve bana sunulanları kısaca özetleyen harika bir eser… Manga grubu seslendiriyor. Sözleri ve müziği ile insanı büyülüyor… Dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Günün anlam ve önemine uygun olarak, buyrun efendim…

Bazen ben de terk edip gidebilsem keşke diyorum
İçimde bir İstanbul var ondan vazgeçemiyorum.

Belki sen de bir gün geçersin diye köprülerinden
Yakıp yıkamıyorum, koparıp da atamıyorum içimden

Hayat bu işte;
Kanatlanıp gitmek dururken
Dört duvar içinde hapsolursun
Yaşamak için bir neden ararken
Ölmek için bulursun

Söyle; taşı toprağı altın olmuş kaç yazar ?
Delik testi umutlarım, akar altından azar azar.
Söyle, neye yarar yaşamak altın bir kafeste
Bir yanım seni beklerken, diğeri bekler ölümü ağır ağır

Hayat bu işte;
Kanatlanıp gitmek dururken
Dört duvar içinde hapsolursun
Yaşamak için bir neden ararken
Ölmek için bulursun
Manga

Written by Halid ALTUNER

Temmuz 21st, 2009 at 2:55 am

Denizli ve İzlenimlerim…

2 comments

İnsan hayatında bazen öyle yerlere gider, öyle zamanlar geçirir, öyle insanlar ile tanışır ki belki de hayatının son anına kadar onların olumlu anlamda izleri hiç silinmez. Belki de her gün yaşadığımız büyük olayların arefesinde küçücük olaylar gözümüze çarpmaz, es geçiveririz. Aslında normal olan da budur. Yaşayacağımız büyük kavgaların, büyük sevdaların, büyük olayların öncesini yani yaşadığımız anı sadece yaşamakla yetiniriz. Bu kadar edebiyattan sonra diyeceklerime geleyim okuyucu :)

tugraMalum, Denizli denen ülkemizin güzel şehrini ve bu şehirde yaşamakta olan öz kardeşim kadar yakın iki insanı anlatacağım bu satırlarda…

Daha önceleri bahsetmiştim. Abdurrahim ve İsa adında iki kardeşim… Kendileriyle 2-3 sene önce internet işleri vesilesiyle tanışmıştık. İçinde bulunduğumuz birkaç camia ortak noktamız. Ancak herşeyden önce beni onlara iten ( ya da çeken ) asıl sebebler ortak noktalarımız değil…

Herşeyden önce her zorlukta, her sıkıntıda yanımda olan, desteklerini üzerimden esirgemeyen can dostlarım… Her ikisi için de feda edemeyeceğim şeyler parmakla sayılır.

Rabbim nasib eder de inşaAllah ömrüm boyunca onlardan ayrı kalmam… “Hakiki Dost” denilen sıfatı görebildiğim nadir insanlardan… Bahsettiğim gibi her ikisi de ömrüm boyunca vazgeçmeyeceğim insanlar…

istanbul

Bir önceki yazımda belirtmiştim. Abdurrahim’in kardeşi Muhamet Ali 17 Mayıs’ta dünya evine girdi. 16 Mayıs sabahı uçakla Denizli’ye indim. 17 – 18 Mayıs harika 2 gün geçirdik. Gittiğim ilk gün önce İsa kardeşimin evine gittik. Kendisi Denizli merkezde oturduğu için oraya gidip biraz dinlendim, daha sonra kahvaltı vs. derken dışarı çıktık. Ancak söylemeliyim ki ilk gün olmasına rağmen sanki kendi evimdeymişim gibi rahat ettim. Çünkü herşeyden önce karşıma çıkan her insanın davranışları doğal ve sıcaktı. İnsan böyle bir ortamda rahat edemesin de ne yapsın? :)

İlk gün İsa ile biraz Denizli’de vakit geçirdik. Sonrasında Abdurrahimin ısrarcı telefonlarına dayanamayıp Pınarkent kasabasına doğru yola çıktık. Pınarkent kasabası belki de Denizlinin en güzel yerlerinden birisi. Abdurrahimlerin ailecek çalıştıkları Tuğra Pide Park ise Pınarkent’in en güzel yerinde… Fotoğraflardan görünüşü harika ancak gittiğiniz zaman çok daha güzel görünüyor. Denizlinin bunaltıcı sıcaklığına iyi gelen enfes bir yer…  Abdurrahimlerin ailesi ile tanıştıktan sonra düğün için hep beraber yapabileceğimiz işlere koyulduk.

isaYanda gördüğünüz bu insan adı isa olan şahıs :)

Fotoğraf makinemi de yanımda götürdüğüm için düğün öncesi ve sonrası harika kareler yakaladık. İlk gün yol yorgunluğu sebebiyle biraz yorucu geçse de ikinci günü beklemekten dolayı bir sabırsızlık oldu desem yalan olmaz hani :) Biraz da Abdurrahim’in ailesinden bahsedeyim. Annesi, babası ve yakın akrabaları ile çalıştıkları Tuğra Pide Park, herşeyden önce tebessümün ve mutluluğun eksik olmadığı bir yer… Misafir’in ilk günden sonra misafir olmadığın, aslında ailenin bir parçası olduğunu gördüğüm tek yer! Ailesinin gösterdiği bu samimi ve sıcak karşılama için ne kadar teşekkür etsem azdır…Abdurrahim de böyle bir aileye sahip olduğu için çok şanslı bence… (hepimiz gibi :) )

Düğünün ikinci günü ise birinci günden farksız olarak gayet eğlenceli ve harika geçti. Uzun zamandır Denizli’ye gitmek istiyordum. Ancak gidebildiğim için insanların beklentilerini görebilmek şaşırtıcı oluyor. Ailelerinin neredeyse hepsi artık ismimle tanımışlar beni. Gidince “Hoşgeldin Halid” cümlelelerini duymak gerçekten mutlu ediyor insanı. Anadolu insanının yapısında mı var bu bilemiyorum. Denizli’de karşılandığım kadar hiçbir yerde bu kadar sıcak ve samimi karşılanmadım. En yakın zamanda tekrarını yapacağım inşaAllah bu gidişin :)

apoYandaki bu şahıs ise Abdurrahim’in ta kendisi :)

Düğünden arta kalan vakitte Pamukkale, Denizli Merkez vs. epey gezdik. Yorucu, yoğun aynı zamanda eğlenceli, harika 4 gün geçirdikten sonra İstanbul’a dönüşü yaptım. İstanbul’a döndüm ama ne yalan söyleyeyim aklım Denizlide kaldı :D

Bu arada unutmadan, Denizlide benim gibi İstanbul Sevdalısı bir arkadaş ( kardeş ) ile tanıştık. Kendisi burayı okur mu bilemiyorum ancak İstanbul için bu kadar yanıp tutuşan birisini görmemiştim :) İnşaAllah benim kavuştuğum gibi o da kavuşur İstanbul’una :)

Çok fazla gevezelik yaptığımın farkındayım okuyucu… Ne yapalım böyle ayda yılda bir yazınca yazılacak edilecek çok şey oluyor hani… Kısa bir zaman sonra İstanbul ve sonraki gelişmelerden bahsedeceğim. Şimdilik görüşmek üzere, Sağlıcakla…

Written by Halid ALTUNER

Haziran 28th, 2009 at 11:29 pm

Posted in 40 Gram Duygusal,HSA

Tagged with , ,

“göze alabilmek” mi dersin?

4 comments

Fedakâr kelime manâsıyla;

Her türlü zahmetlere göğüs gererek dâvası uğruna sebat eden.

anlamına geliyor. Öyleki hayatımdaki dönüm noktalarının en kalabalık olduğu şu dönemde çok fazla sıkıntı çekiyorum. Karşımdaki insanların beni anlamasını beklemiyorum. Anlayamazlarda zaten… Kimse kimseyi anlayamaz karşısındaki gibi. Ancak yaşayan yaşadığı kadar bilir çekilen sıkıntıları…

Dayanılmaz olan ve insanın canını acıtan birçok şey var hayatımızda. Ancak bunlardan en önemlileri ve etkilileri şu an önümde ve sırayla önüme geliyorlar. Çoğunu atlayabiliyorum, çoğundan sekerken ayağım takılıyor tepetaklak oluyorum, kimisi sadece arkama dönmeme bile zaman bırakmıyor diğeri gelene kadar…

Tüm bunlar karşımdaki yada yanımda olduğunu söyleyen insanlar tarafından bilinmiyor, anlaşılmıyor. Yaşadığım, bildiğim, zarar gördüğüm ve sıkıntı çektiğim tüm arbedeleri sadece eniyle boyuyla bilen benim…

Sıkıntılarıma ancak ve ancak sabrederek katlanabiliyorum. Yeni öğrendim bu olay; “göze alabilmek”miş…

Gitmek istediğin yere, kurmak istediğin hayâle, söz verdiğin insanlara sözünü tutabilmek adına göze alabilmekmiş tüm sıkıntı ve acıları… Sıkıntıların boyutlarıda öğrendiğin ve pay çıkardığın kadarmış. Sıkıntılar pay çıkarmak ve öğrenmek içinmiş. Velhasıl; Göze alabilmekmiş, fedakârlıkmış tüm bunlar…

Fedakâr olabilmek ve “göze alabilmek” mi dersin tüm bunlar?

Written by Halid ALTUNER

Haziran 3rd, 2008 at 2:28 pm

Posted in 40 Gram Duygusal,HSA

Tagged with